Ben de onların yerinde olsam İGA’ya karşı çıkardım…
Dünyanın belki de en etkili havacılık yayınlarından biri hiç şüphesiz Anno Aero’dur. İnternet ortamında yayınlanan İngilizce konuşulan ülkelerde e-zine diye anılan haftalık derginin son sayısına şu adresten ulaşmak mümkün: http://www.anna.aero/2016/01/27/
Derginin alt başlığı, yani marka vaadi şu: “Online network news and analysis” (Eş zamanlı ağ (sektör) haberleri ve analizler)… Bu sayıda çok ilginç bir analiz var. Sonuçlarını görür görmez kafamda zaten yanıtları belirmiş olan sorular büsbütün aydınlanıverdi. Yeni Havalimanı projesine özellikle Hollanda ve Almanya basınından gelen akıl almaz saldırıların nedenini bir çırpıda görmek mümkün oldu…
Türkiye’deki bizim zihnen vaftizlenmiş müstemleke aydınlarının ve onların iş tuttuğu bazı yayın organlarının hemen üstüne atladığı haber akışının arkasındaki gerçek de görsel olarak ortaya çıkıverdi…
Anno Aero, Avrupa’nın 5 havaalanını birbirleriyle karşılaştırmış. Frankfurt, Londra, Amsterdam, Paris ve İstanbul… Hani bunu bir ‘yandaş’ dedikleri medya yapsa, ancak bu kadar yapabilirdi. Bizim müstemleke tayfası da hemen çemkirirdi: Tahrifat yapmışlar!..
En çarpıcı tablo, son 10 yılda bu 5 havaalanına gelen yolcu sayılarının kıyaslandığı grafik… Önce iyice bir göz atın:
Bizim iki çarpıcı tespit dikkatimizi çekti:
1. İstanbul Atatürk Havaalanı’na gelen yolcu sayısı baş döndürücü bir hızla artmış.
2. Diğerleri 10 yılda neredeyse oldukları yerde saymışlar.
3. İstanbul özellikle kendisinin bir Hub (Dağıtım merkezi) olduğunu iddia eden Amsterdam Schiphol’u geçmiş, Londra’yı da bir gıdım bile olsa sollamış…
Adamların ne yapmasını bekliyorsunuz? Başlarına bir de Yeni Havalimanı çıkıyor… Dünyanın en büyük havaalanlarından birini ve tüm bölgenin dağıtım noktası (Hub’ı) haline gelecek tesisi inşa eden İGA firması ve ortaklarına, projeye akıl ve gönül vermiş olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve hükümete oradan buradan çakmayacaklar da ne yapacaklar…
Metropollerde yapılmak zorunluluğu ortaya çıkan her havaalanı inşaatında ortaya çıkan doğal sorunları büyütüp bir memleket meselesi haline getirilmesi için çaba harcayan Avrupa basını ve onların Türkiye’deki uzantılarını şimdi daha iyi anlıyorum…
Ben de onların yerinde olsam, ticari olarak uğrayacağım hasarın endişesiyle bu projeyi engellemek için elimden geleni yaparım… Bu kadar yolcu karşısında yetersiz kalan Atatürk Havalimanı yolcuları havada ve yerde saatlerce beklesin, hizmetler aksasın isterim…
Dilde kutuplaşma yok
Meclis Başkanı İsmail Kahraman, göreve geldiğinden bu yana resmi yazışmalarda ‘yerleşke’ yerine ‘külliye’ ifadesine yer veriyormuş. “Yazışmalarda ‘yerleşke’yi attı. Meclis’i külliye yaptı’” diye haberleştirmişler. Haberin içeriğinden çok, böylesi bir konunun haber olması daha ilginç değil mi? Çünkü önünde sonunda Başkan’ın yaptığı dilde özenli davranmaktan başka bir şey değildir. Dilde özenli davranıyor ve bu yaklaşımı haber oluyor; yazılanları okuyan birilerinin de antenleri ‘Vay Öz Türkçeyi nasıl da buduyorlar?” diye titriyor. Oysa ki haberi yazan arkadaşımızdan başlayarak içimizden hangimiz, yaşadığımız şu güne kadar gündelik konuşma dilimizde kaç kere içinde ‘yerleşke’ geçen bir cümle kurmuşuzdur ki?
Diğer yandan Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın ve AK Parti liderlerinin kullandığı dille ilgili olarak, geniş hedef kitlelerine son derece açık, anlaşılabilir bir dille seslendikleri açık bir gerçekliktir. Kendilerine has üslup içinde hem Öz Türkçe, hem Eski Türkçe kullanarak konuşuyorlar. Ülkede yaşanan büyük kutuplaşmanın gündelik konuşma dilimize, yazı dilimize yansımamış olması nedeniyle kendimizi hâlâ şanslı hissetmeliyiz.
Bu cesareti nereden buluyorlar?
Avrupa Komisyonu da Hollanda'nın 'Sığınmacıları Türkiye'ye geri gönderelim' teklifine tepki göstermiş. Avrupalı bakanlar arasında ‘sığınmacıları denize dök’ muhabbetleri de başlamış. Yunanistan Göç Bakanı Mouzala, Belçikalı mevkidaşının kendisine, "Sığınmacıları denize geri dök. Üzgünüm ama boğulup boğulmamaları umurumda değil" dediğini söylemiş.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, diyor ki:
“Utanç verici. Şimdi de Danimarka mültecilerin değerli eşyalarına el koyacak. Bu mülteciler ticari meta değil, insan!”
Akıllara durgunluk verecek, pişkinlik ötesindeki bu küstahlığın kaynağında ne var? Bu cesareti nereden buluyorlar?
Hiç şüpheniz olmasın; en büyük cesareti Türkiye’deki işbirlikçilerinden alıyorlar.
Son yıllarda iki Cumhurbaşkanımızın da desteği ve gayreti ile kurulup işler hale getirilen Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün Türkiye’nin tezlerini yeterince dünyaya anlatamayışına, bir de İslamofobi’nin hâlâ etkisini yaygınlıkla koruyor olmasını da ekleyin.
Türkiye’nin bölgede hem siyasi hem ekonomik anlamda etkili bir güç olmasını Batı bir türlü hazmedemiyor. Mesele bundan ibarettir.
Kavramlar
İlgili yazılar
- Reçete...
Dün Yeni Şafak farklı bir sayfa düzeniyle yayınlandı… İki tane birinci sayfası vardı… Biçim, içeriğe verilen önemin altını çiziyordu… Okuru karşılayan ilk sayfa, “Ekonominin kurtu…
- Bu iş mahalleden başlamalı…
Türk TV’lerindeki haber ve tartışma programlarını izleyenler acaba nasıl bir dünya ile karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar? Ve başta çocuklar olmak üzere ‘maruz kalanlar’, bu h…
- Kendi değerini üretebilenler kazanacak!..
Yıllar öncesinden dostumuz, sözüne ve özüne güvendiğim iletişim ustalarından Kemal Öztürk kardeşimiz, medya sektöründeki ekonomik daralmayı yalnızca ticari bir sorun olarak değil,…
- ‘Bunlar’ adam olmaz…
Neymiş, İstanbul Havalimanı (İGA) inşa edilirken bir miktar ağacın kesilmesi zorunlu hâle gelmiş… Türkiye’nin tekâmülü, iyiliği adına getirilen her projeye, her yatırıma karşı çık…
