İçeriğe geç

Dijital dünyada biz nerede 'oturacağız'?

WhatsApp

'Oturma' konusu bizim kültürümüzün sevdiği bir iştir. 'İş'tir diyorum; çünkü biliyoruz ki nihayetinde bizler, 'oturmayı' seven bir milletiz. Zamanında ve hâlâ göçmekten bıkıp usanmadığımız için aynı oranda dinlenme ihtiyacı duyuyor olmalıyız.

Marketing Türkiye dergisinin Ekim sayısında da anlatmaya çalıştığım gibi bir işe girerken 'Ben nerede çalışacağım?' diyen birine bugüne kadar rastlamadım. 'Nerede oturacağım?' diye sorarlar.

'Müsaitseniz, size oturmaya geleceğiz' diye sorarız komşumuza.

'Nerede yaşıyorsunuz?' diye de sormayız… İlle de 'Nerede oturuyorsunuz?'… Toplantılarımız, zaten toplantıdan çok 'Oturum'dur.

Temuçin Tüzecan dostumun işaret etmesiyle gördüğüm 8 Eylül'de Washington Post'ta yayınlanmış araştırmanın başlığı şöyle:

'Take a seat. You may be able to reverse the damage to your health.' (Lütfen oturun. Belki bu şekilde hasarı tersine çevirmek mümkün olabilir.)

Giriş cümlesinde 'Günde 8 saat veya daha fazla süre oturmak, ölümcül olabilir' demişler.

Araştırmayı Indiana Üniversitesi yapmış. Deniliyor ki, 5'er dakikalık yürüyüş araları verilmediği takdirde, ciddi kan dolaşımı sorunları yaşanması kaçınılmazdır.

Bir toplantımızda işbu 'oturmak' bahsinden açtığım konu, asıl gündemimiz olan 'Dijital ana mecraya kayarken nerede olacağız?' sorusuna geçmemize vesile oldu.

Malum, iletişim sektörü dahil pek çok sektörde Türkiye'nin aynı anda yaşadığı bilgi, sanayi, feodal toplum özelliklerine dair iş yapış biçimleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Hepimize düşen geleceği öngörerek 'En yeni'nin izini sürmek.

Bu temel meselemizi tartıştığımız bir toplantının ardından aynı gün Temuçin Tüzecan dostumuzun tespitlerini burada paylaşmak isteyecek kadar ciddiye aldım. Diyor ki:

'Kitap sahipliği Orta Çağ'da bilgi sahipliği anlamına geliyordu. Kitaplar aracılığı ile öğrenmek hem pahalıydı (Sekizinci Henry'nin sekiz kitabı varmış ve bununla gurur duyarmış), hem de zaman alırdı.

Gündüz yiyeceğini üretip, gece okuyacaksın mum ışığında filan. Okuma edimi pahalı bir iş nihayetinde. Kitap nadir, bazen yasak, mum pahalı alamazsın, yağı yakmak yerine yemek daha sağlıklı.

Günlük düzen güneşe göre kurgulanmış. Okuyup, öğrenmek toprakta çalışanın, sanatkârın yapabileceği bir iş değil. Zamanı yok, yorgun.

Bilginin, zamanı çok insanların bulunduğu yerlerde, yani manastırlarda, tekkelerde, zaviyelerde, tapınaklarda üretilmesinin ve yeniden üretilmesinin, bol zamanı kullanma olanağından kaynaklandığı söylenebilir. Üniversitelerin başlangıçta buralardan neşet etmesi de hiç şaşırtıcı değil.

Gutenberg ile başlayan süreç bugün tepe noktasında ve sonuçta bugün bilgiye ulaşmak için eğitim şart değil. Bilgi erişimi artık öğrenmek üzerinden yapılmıyor. Bize anlamsız ve kötü gelen bir kestirme imkânı bu.

Nasıl McDonalds dana etini ucuzlatarak kitleselleştirip sağlıksız bir hayatın temeli haline getirdiyse , Coca-Cola bir zamanların en lüks tüketim ürünü olan şekeri önce keyif ardından hastalık maddesine dönüştürdüyse, IT ve aslında Search Engine devrimi yani Google da öğrenmeyi devreden çıkartıp, bilgiyi ucuzlattı, meta haline getirdi.

Bizim kuşak öğrenme edimini yüceltti, eğitim sistemlerini bunun etrafına ördü, bu kuşak ise bilme ediminin etrafında dolanıyor, öğrenmeyi gereksiz bir külfet olarak görüyor.

Y Kuşağı bu işte...

Onlara kalkıp bilgiyi ucuza ediniyorlar diye kızamayız; çünkü bilgiyi metalaştıran bizim kuşak.

Bu işkolunda, yani 'hafif bilgi' üretimi ve dağıtımı işinde kalacaklara, metalaşmış bilgiyi nasıl değere dönüştüreceklerini öğretmemiz gerek.

Çok büyük ihtimalle kitap okuyorlar (Türkiye'deki kitap baskı sayıları buna işaret) ama çok daha dar, çok daha odaklı (çok daha derin değil) ve çok büyük ihtimalle yaptıkları işle ilgisi olmayan bir okuma bu.

Belli bir derinlik var ama bu ucuz bir derinlik; Pulp Fiction (Ucuz Roman) gibi Pulp Depth, (Ucuz Derinlik) gibi.

21. yüzyıla hoş geldiniz.

Tabii Google tarafından aranıp bulunacak 'gerçek bilgi'nin kim tarafından üretileceği sorusunun cevabı da her an yeniden veriliyor. Dünyanın en iyi üniversitelerinde 'okuyanlar' tarafından. Köşesine kapanıp 'yazanlar' tarafından…

Oturma konusunda dün konuştuğumuzdan yola çıkarsak, hangi okula gidiyorsun diye sormuyoruz hâlâ: nerede

okuyorsun, ne okuyorsun, ne okumak istiyorsun diyoruz.

Bilgiyi hâlâ okuyanlar üretiyor,

hep okuyanlar üretecek.'

Temuçin haklı… Şimdi soralım: Dijital dünyada biz nerede 'oturacağız?

Kavramlar

İlgili yazılar