İçeriğe geç

Doğru bildiklerimizle yaptıklarımız arasındaki fark

WhatsApp

Bazen 'Hah, tam üstüne bastın!' diyerek anlaşılmış veya anlamış olmanın sevinciyle duygu ve düşüncelerimiz birbirine karıştığında, aslında dinlediğimiz kişi gerçekten de hislerimize tercüman olmuş demektir. Hoş bir ruh halidir... Bekir Ağırdır'ın 3 bölümde yayınladığı 'Seçmen Değil İnsan' başlıklı, arşivlenecek yazılarından özellikle ikincisinde biz de bu duyguya kapıldık. ('Algılama Yönetimi' adlı kitabımızın yeni bir baskısı söz konusu olduğunda Bekir Bey'in izniyle 'Kültür ve Değerler' bahsindeki tespitlerini aynen aktarmak isterim.)

Önce Bekir Bey'in, futboldaki taktik varyasyonlara gönderme yaparak 'Seçmen davranış taktiği 3-5-2' başlığıyla ifade ettiği 'Savunma', 'Orta saha' ve 'İleri İkili'nin payandalarını görelim:

'Savunma: Hanenin dirliği-düzenliği ve güvenliğinden oluşuyor. Orta saha: Değerler, gündelik hayat pratikleri ve yani hayat tarzı, aidiyetlerden oluşuyor. (Orta saha,'Tam üstüne bastın' duygusuyla bu yazıyı yazma nedenim olan bölümdür.) İleri İkili: Algı ve beklentiler.'

Siyasi iletişim adına sahada olan herkes bu analizin tamamından gereken dersleri çıkarabilir. Biz ise 'Orta Saha'daki hayat tarzı, değerler' bölümündeki 'inandıklarımızla yaptıklarımız arasındaki çelişkiler'e vurgu yapan şu yaklaşıma işaret edelim:

'Değerler iyi-doğru-güzel olarak tanımladıklarımız ve bu kabullerin referansları... Bazılarımızın dini inancı, bazılarımızın gelenekler, bazılarımızın hukuk, bazılarımızın evrensel standartlar gibi farklılıklar olduğu gibi aynı kişinin farklı konulardaki değerlerinin referansları farklı. Fakat günümüzün hızlı ve karmaşık gündelik hayatında değerler ile gündelik pratikler arasındaki açıklığın da büyümekte olduğunu söylemeliyiz. Yani doğru bildiklerimizle yaptıklarımız arasındaki farklılaşma giderek büyüyor. İkincisi hayat pratiklerimiz gelire, eğitime, yaşanılan yere bağlı olarak görece daha hızlı değişiyor. Buna karşılık değerlerimizin değişmesi çok daha uzun sürüyor. En iyi örnek kadın meselesi. Göçle kentlere ve metropollere geldikçe kadının gündelik hayattaki rolü değişiyor, örneğin çalışmaya başlıyor ama kadına bakış aynı hızla değişmiyor. Hatta son yıllarda hızlı değişimlere karşı değerlere tutunmak, değerlerin değişimine direnmek gibi başka bir tavır da gelişiyor.'

Siyasette de iş hayatında da hedef kitlenin kültür ve değerlerini dikkate almadan yapılacak her cinsten ve boydan iletişim etkinliğinin ters tepeceğini bilmekte yarar olduğu gibi, yeni kültürün, yeni hayat tarzlarının dayattığı tutum ve davranış biçimleriyle inançlar arasındaki büyük çelişkinin de farkında olunması gerekiyor.

'Ortak ruhi şekillenme' dediğimiz o devasa duygu ve düşünce âleminin içinde, hayatın yenilediği 'kültürler' ve hayatı manalandıran, yüzyıllar boyu değişmeyen, manevi kıymetlerimiz, (merhametten yalan söylememeye, yardımseverlikten vicdana, şefkate, vefaya uzanan) 'değerler' yatıyor. Bu daire içinde 'değerler'i okuyabilmek; maneviyat dünyamızı merkeze alarak, çeperdeki 'kültürler' üzerinde dolanan bir iletişim pergeliyle, yaptıklarıyla inandıkları arasındaki büyük dilemmanın farkında olan insanlarımızın nabız atışlarını duyabilmek, siyasetçinin en büyük arzularından biri olmalı. Kalpler ne diyor ve buna karşılık beden ne yapıyor, nereye gidiyor? Bu büyük çelişkiyi içinde yaşayan insanların, iş oy vermeye geldiğinde yine, bu kez kendi merkezi olan kalbine başvuracağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Yolsuzluklar'a izin verilmemesini bu konudaki kafa karışıklıklarının giderilmesini talep eden bu vicdanların, itham sahiplerinin de özellikle 'değerler' açısından son sınırlarını takdir edebilecek potansiyelin sahipleri olduğunu aklından çıkarmayanlar siyasi iletişimde avantaj sağlarlar.

'Mutluluk, inançlarına uygun yaşamaktır'

Günümüz insanının inançlarıyla yaptıkları, yapmak durumunda kaldıkları arasındaki dilemmayı vurgularken bir de değerlerine ters düşmeyen bir hayatı yaşama çabasında ısrar edenlerin nasıl bir ruh hali içinde olduklarını düşünelim.

Ne demişler...

'Mutluluk, inançlarına uygun yaşamaktır.'

Anadolu Isuzu Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü Tuğrul Arıkan'ın gönderdiği 'Yaşamama Yardım Edin. Kanserli kişilerin bilmenizi istedikleri 20 şey' adlı kitabın sayfalarında dolanırken bile 'moralli olma'nın insanı nasıl zenginleştirebileceğini hissedebiliyorsunuz. 24 yıllık eşini, Yeşim Arıkan hanımefendiyi kanserle 4.5 yıllık savaşları sonucunda kaybettikten sonra Tuğrul Bey, ülkemizde bu hastalık nedeniyle zor günler yaşayanlar için belli ki duyarsız kalmayacağını göstermiş ve bu kitabın yayınlanmasına öncülük etmiş. Tuğrul Bey'i bu çabasıyla, 'mutluluk' diyemesek de bir 'iç huzuru'nu yakalamış olarak gördüğümüzü ifade edelim.

'Patavatsızlık hastalığı hâlâ soğuk algınlığı kadar yaygın' diyen, aynı zamanda bir belgesel yapımcısı olan yazar Lori Hope'un giriş yazısından anlıyorsunuz ki, bu kitap özellikle kanserli hastaların çevresindeki insanlar için yazılmış. Bu kitabın Türkçe'ye kazandırılmasında büyük katkısı olan Tuğrul Bey de önsözde şöyle diyor:

'Tüm yaşananlara mana bulabilmek için bu yola çıktım. Tek amacım zorlu kanser sürecini yaşayan insanlara destek olabilmek; umarım bunu başarırım. Eminim ki Yeşim de bu manayı bulabilme çabamı çok desteklerdi.'

Tuğrul Bey'in, 'Bugün kanser öykümün 4. Senesi bitti, hoş geldin 5. Yıl!' diye yazan rahmetli eşi Yeşim Hanım, şu cümleleriyle hepimize bildiklerimizi nasıl da vurucu bir üslupla hatırlatıyor:

'Ev, para, araba, mevki, en iyi iş, en iyi okul, mal, mülk, vs. yerine bir arada huzurla yaşamak, gülmek, bayram seyran bir araya gelebilmek, sıcacık bir sarılış, sen önemlisin diyebilmek, birlikte ağlayabilmek ve şefkati koruyabilmenin önemini biraz olsun fark ettirebilmiş miyimdir acaba?'

Evet, o 'Mutluluk' tanımı doğru galiba... Çok zor günler yaşarken bile mutlu olunabilir çünkü. Mutlu olmayı seçemez mi insan?..

Kavramlar

İlgili yazılar