Galatasaray’dan iletişim kazası
Pazar günü maçtaydık. Eşim ve altı yaşındaki oğlumla birlikte… İğne atsanız yere düşmeyecek gibi görünen Telekom stadyumunda böylesi bir doluluğa ilk defa tanık oluyordum.
Birden küfür kıyamet başladı. O kadar ki, oturduğumuz VIP tribününde bir ara arkamızdaki kişilerden, bizim oğlanı göstererek biraz daha sakin olmalarını rica etmek zorunda kaldım. Bir daha maça gider miyim, bilmiyorum. Galatasaray seyircisini hiç bu kadar agresif görmemiştim. Oysa işler gayet iyi gidiyordu… Takım iyi oynuyordu… Rakiplerine en az altı puan fark atmış durumdaydı. Hakem, ne kadar çileden çıkarırsa çıkarsın, Galatasaray seyircisi itidalini kolay kolay kaybetmezdi.
Maç başlamadan çok önce ultrAslan’ın bulunduğu tribünde yukarıdan aşağı sarkan iplerden bir koreografi hazırlığını görüyorduk. Sonra, Rocky filminin müziğiyle birlikte resim oluşmaya başladı. Koreografideki ifade şöyleydi: "Siz diz çöktüğünüz için onlar büyük görünüyor, ayağa kalk". Devasa bir Rocky Bilbao posteri karşımızda duruyordu. Arka planda, ring dışında, iki tip çizilmişti. Bunlardan biri sakallıydı. İkisi de Rocky’nin yumruğunu havaya kaldırmasıyla korku içinde irkilmişlerdi. Çizgi karakteri olarak, Ülker’in bir mini-kriz geçirmesine neden olan çizgi film kampanyasını çağrıştırıyordu. Aynı sırada oturduğumuz işadamı arkadaşlarla soran gözlerle birbirimize baktık; herkes dudak büküyordu. Kimse bir şey anlamamıştı.
Hiçbirimiz koreografide kullanılan bu lafın geçen sene de kullanıldığını ve Galatasaray’ın kötü günlerinde seyirci tarafından son derece olumlu algılandığını, bir ihtimal bu yüzden bu maçta da kullanıldığını bilmiyorduk. Ayrıca, bilmek zorunda da değildik herhalde. Galatasaray bazı futbolcuları nedeniyle zaten yanlış anlaşılmaya müsait bir algı döneminden geçip gelmişti. O yüzden belirsizlik yaratacak, kafada soru işareti oluşturacak hareketlerden kaçınması şarttı. Ayrıca da, işlerin kötü gittiği dönemden kalan bir sloganın bugün işler iyi giderken kullanılması hangi akla hizmet edecekti? Başbakan’ın talimatını biraz abartılı bulsam da, çok iyi anladığımı zannediyorum. Aynı çerçevede ultrAslan’ın ‘anlaşılmama’ üzerine geliştirdiği kızgın tonlamayı da hiç anlamış değilim.
İletişimin temel kuralıdır: Biri diğerini yanlış anlıyorsa, anlayan değil, anlatan sorumludur. Şimdi iş, sayın Başkan’a düşüyor. Düdük çalıp, racon kesmeli ve taşları yerine oturtmalıdır. Burada Fenerbahçeli sosyal medya ustalarının saldırısına kızıp gaza gelmek yanlış olur. İtidal ve akılla neyin ne olduğunu tüm taraflara anlatmak gerekir.
Anlamak için…
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın’ın dünkü tweetlerinden birinde, Türkiye’nin 2012’den bu yana sağladığı büyüme oranı diğer ülkelerle kıyaslayarak veriliyordu. (Kaynak: Spectator Index) Yüzde rakamlarıyla birlikte onluk şu listeye bir göz atalım:
- Hindistan 53, 2. Çin 52, 3. Türkiye 38, 4. Birleşik Krallık 21, 5. ABD 20, 6. Almanya 16, 7. Japonya 15, 8. Fransa 14, 9. Rusya 8, 10. Brezilya 4.
Kavramlar
İlgili yazılar
- Dijital meydan muharebesi
Orta Doğu’nun barut kokusuna bu kez dijital dünyanın mermileri eşlik ediyor. Havadaki ve patlayan füze görüntüleri, “Demir kubbe delindi mi, delinmedi mi’ ” tartışmaları en büyük…
- Hasar yoksa ‘kriz’ yoktur!..
Bir krizi yönetmekle ‘krizin iletişimini’ yönetmek arasında büyük farklar vardır… İkisi arasındaki farkı kavramadan ve bir vakanın ‘kriz’ mi yoksa sadece ‘sorun’ mu olduğunu ölçüp…
- İtibar ve Yumuşak Güç
Kişilerde ve kurumlarda ‘İtibar’ her şeyi belirler dersek, abartmış olur muyuz? Hiç sanmıyorum… En nitelikli insan kaynağını en uygun ücretlerle transfer etme şansını elde etmez m…
- Yalnızlığın dayanılmaz hafifliği…
Birini tanımak, soruşturmak için bazı geleneksel, sembolik sorularımız vardır: “Kimdir, nedir, ne yer, ne içer…” deriz… Ya da biraz daha karmaşık düşünmeye yatkınsak, “Bana arkada…