Gazetecilerin Gözünden 15 Temmuz
Hiçbir zaman unutmamak gerekir…
O gece Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde pek çok ‘ilk’ yaşandı. Bunların içinde en önemlisi ve bir ülkenin kaderini değiştirmiş olanı ise hiç şüphesiz milletin bir kahramanlık destanı yazarak iradesiyle seçtiği liderine ve demokrasiye sahip çıkmasıydı.
Oysa yakın geçmişimizde hiç de öyle olmamıştı. 1950-60 arası yekvücut olup arkasında durduğu lideri, Adnan Menderes’i aynı milyonlar 27 Mayıs’ta yapayalnız bırakmıştı.
12 Eylül 1980’de Süleyman Demirel’i ve meşru iktidarın liderlerini de, onları yıllarca desteklemiş olan kitleler yalnız bıraktılar…
Sürekli aynı senaryoyu sahneleyip durdular: Millet iradesine dayanarak, ondan güç alarak iktidarı ele geçiremeyeceklerini anlayanlar bir yanda, mevcut iktidarın kendi çıkarlarını yeterince savunmadığı kanaatine varan emperyal güçler öte yanda…
Oyuna birlikte giriyorlar, önce bir darbe için gerekli sosyal, ekonomik çelişkilerle karıştırılmış ortamı yaratıyorlar, sonra da darbenin nimetlerinden yararlanmak üzere Ankara’ya çörekleniyorlardı.
Fiili darbeler dışında 12 Mart, e-muhtıra gibi post modern darbelerde de aynı senaryoydu sahnelenen…
Pekiyi, 15 Temmuz’u farklı kılan neydi?
Gezi Parkı olaylarında sergilenen şiddet girişimi, ardından 17 ve 25 Aralık’ta doğrudan Sayın Cumhurbaşkanı, ailesi ve yakın mücadele arkadaşlarını hedef alan, olağanüstü karmaşık, yargı ile polisin de içinde yuvalanmış olduğu kirli darbe girişimi püskürtüldüğünde, FETÖ ekonomik – finansal yaptırımlarla sarsmaya çalıştığı sistemi hepten ele geçirmek üzere, uluslararası desteği de arkasına alarak bu kez yukarıdaki senaryolara uygun silahlı kuvvetlerdeki unsurlarını devreye sokarak askeri kalkışmanın düğmesine basmıştı…
Fakat gelin görün ki, evdeki hesap çarşıya uymadı. Çünkü hesap da (en yakınına kadar girilmiş Cumhurbaşkanı’nın direnme gücünün tahmin edilmesi), o hesaba uydurulacak çarşının bilgisi de (milli iradenin silahlı kuvvetler karşısında liderini her zaman olduğu gibi yine yalnız bırakacağı varsayımı) yanlıştı…
İlk defa bu millet liderini, aklıyla vicdanıyla kendisini temsil yetkisi verdiği Cumhurbaşkanı’nı karanlık emellere teslim etmedi. İlk defa canı pahasına askerin ağır silahlarının karşısına dikildi. İlk defa kendi kaderini kendi tayin etme iradesini kulandı.
O gece ve devamında ilk defa pek çok kurum ve kişi, Silahlı Kuvvetler ve polisin milli iradeden yana olan kesimleri ve nihayet medyamız kendi çaplarında çeşitli sınavlardan geçtiler…
Bu sınavlardan biri ve en önemlisi hain darbe girişimi karşısında alınan tavır ve girişilen aksiyonlar ise, bir diğeri de hiç şüphesiz iletişim konusuydu. Burada zamanlama çok önemliydi.
Bazıları darbecilerin silahına göğsünü siper eden millet, şerefli Türk polisleri ve askerleri, subayları ve onları daha hiçbir şey belli değilken mücadeleye çağıran, yüreklendiren, onlara moral gücü veren Sayın Cumhurbaşkanı ve onun ardından bazı muhalefet liderleri, Meclis üyeleri, kahramanlık destanı yazıp ânında darbe karşıtı kararlı duruşlarını ortaya koydular.
Bazıları da sabahın ilk ışıklarını, hatta bir iki günün geçmesini beklediler. Ne olur ne olmaz diye…
Bazıları 16 Temmuz Cumartesi ve Pazar günü gazetelere verdikleri ilanlarla seslerini hemen duyurdular. Kısaca her şey bitmeden bu kararlılığı gösterdiler.
Bazıları da dengelerin yerli yerine oturmasını beklediler. Sonra davrandılar ‘iletişime’… Hele bazıları vardı ki, adlarını ilk defa duyuyorduk. Birden çarşaf çarşaf tam sayfa abartılı bir tutum sergilediler…
15 Temmuz’dan bu yana geçen süre içinde ne kadar çok şey öğrendik…
Türkiye’de ‘halka karşı halk için’ diye özetlenen siyasi duruşun hiçbir geçerliliği ve halkta herhangi bir karşılığı kalmamıştır.
Türkiye’de medyanın tamamı silahı görünce teslim olmamaktadır. Halkın iradesi demir bir yumruk gibi dikilince, artık medyanın tamamını susturmak mümkün olamamaktadır.
Ülkemiz insanı ‘korkuyu’ üstünden atmıştır. İstiklal Marşımızın yazarı Vatan Şairimiz M. Akif Ersoy’un marşın ilk mısraının ilk kelimesinde ne diyordu: Korkma!..
Korkmadığını Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana ilk defa bu kadar açık seçik gösterdi bu millet. O nedenle içinden geçmekte olduğumuz dönemi İkinci Kurtuluş Savaşı olarak niteleyenler son derece haklıdırlar. Milli Bağımsızlık, Özgürlükler ve Demokrasinin savunmasını ilk kez millet doğrudan kendi gücünün, sorumluluğunun şemsiyesi altına almıştır.
Türkiye yeniden bir varoluş savaşı vermektedir. Bu gerçeği kavrayanlar olduğu gibi kavramayanlar ya da kavramak istemeyenler de var olmaya devam edeceklerdir. Allahtan bugüne kadar bu çatışma birincilerin zaferi ile sonuçlanmıştır. Bu arada birincilere bir görev daha düşmektedir. 15 Temmuz diğer darbe girişimlerinden çok farklıdır. Tarihe not olarak düşülecek bir şiddet aksiyonu değil, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli kırılma noktalarından biridir.
Bu kırılma noktasının öneminin ve ülkemizin geleceğini nasıl etkileyeceğinin insanımıza en iyi şekilde anlatılması, bundan sonra bu tür sapık emellerin ortaya çıkmasının önünü kesecektir. Bu da özellikle medyanın, gazetecilerin, karar önderlerinin ve nihayet bu kitabı hazırlamakla büyük bir katma değer sergilemiş olan Bahçelievler Belediyesi gibi kurumların işidir.
15 Temmuz’u hiçbir zaman unutmamak, unutturmamak gerekir.
Kavramlar
İlgili yazılar
- Reçete...
Dün Yeni Şafak farklı bir sayfa düzeniyle yayınlandı… İki tane birinci sayfası vardı… Biçim, içeriğe verilen önemin altını çiziyordu… Okuru karşılayan ilk sayfa, “Ekonominin kurtu…
- Bu iş mahalleden başlamalı…
Türk TV’lerindeki haber ve tartışma programlarını izleyenler acaba nasıl bir dünya ile karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar? Ve başta çocuklar olmak üzere ‘maruz kalanlar’, bu h…
- Kendi değerini üretebilenler kazanacak!..
Yıllar öncesinden dostumuz, sözüne ve özüne güvendiğim iletişim ustalarından Kemal Öztürk kardeşimiz, medya sektöründeki ekonomik daralmayı yalnızca ticari bir sorun olarak değil,…
- ‘Bunlar’ adam olmaz…
Neymiş, İstanbul Havalimanı (İGA) inşa edilirken bir miktar ağacın kesilmesi zorunlu hâle gelmiş… Türkiye’nin tekâmülü, iyiliği adına getirilen her projeye, her yatırıma karşı çık…
