İktidar için sadece seçmenin 'peşinde olmak' lazım...
28.01.2014 - Yeni Şafak Gazetesi
Alman meslektaşım sevgili dostum Christian Langer, bir Spiegel makalesi yollamış ve eklemiş: 'Senin ve ülken için endişeleniyorum dostum!'...
Yolladığı makalenin başlığı şöyle: 'Atmosfer giderek Erdoğan'ın aleyhine gelişiyor!'
Ben de kendisine kısaca bunun yeni bir şey olmadığını Financial Times ve Wall Street Journal'ın diğer angaje Batı basını gibi günlerdir benzer yayınlar yaptıklarını anlattım... Bunların Türkiye'ye gelip kendilerine diledikleri doğrultuda beyanat verecek en azından 'ruhen iliştirilmiş' (embedded) benzerlerini kolaylıkla bulduklarını, onlara atıf yaparak verdikleri bu yorumların nasıl çifte standart içerdiğini anlatmaya çalıştım.
Taksim'in bin beteri olayların yaşandığı Avrupa merkezlerinden 'geçici izlenimi yaratan huzursuzluklar' diye söz ederken, bizdeki geçici olayları 'hükümet düştü düşecek' diye vermelerine dikkat çektim... Ve ona Toynbee'nin burada sık sık tekrarladığımız sözlerini hatırattım: 'Böylece, Türk, Türkün ne olacağı konusunda Batı'nın kendi zihninde yarattığı görüntüye bir türlü uymayarak Batılıyı hep şaşırtmıştır.' ('Türkiye – Bir Devletin Yeniden Doğuşu' adlı kitabından)...
Ancak Batı uslanmıyor...
Ankara'nın iki eski Amerikalı büyükelçisi ve bir düşünce merkezinin dış politika direktörü kafa kafaya verip bir makale yazmışlar. Washington Post'ta yayınlanan bu makalenin başlığı şöyle:
'Amerika Türkiye'ye Yönünü Değiştirmesi Gerektiğini Söylemeli.'
Eric Edelman, Morton Abramowitz ve Blair Misztal, makalelerinde 'Son on yılda neler başarırsa başarsın Başbakan Erdoğan ülkesinin hızla yükselen demokrasisine zarar veriyor. 'Amerika'nın kısa vadeli çıkarları etkilenecek' diye sessiz kalmak da Türkiye'nin uzun vadeli istikrarına zarar veriyor' demişler.
Yadırgadığım falan yok; bizde de böyle düşünenlerin sayısı az değil ve bin şükür olsun ki içinden geleni istediğin gibi söyleme selahiyetine sahip olmak bilişim teknolojileri sayesinde artık dünyada hiçbir ülkeye artı bir özellik katmayacak kadar doğal bir eylem(e) biçimi. Bizde de gerek yazılı gerek görsel medyada fikrin ya da fikirsizliğin binbir çeşidi rengarenk açılıp saçılarak sergilenmektedir.
Ankara'da çalışarak hem kendi memleketine hem bizimkine hizmetlerini sunmuş büyükelçilerin Başbakan Erdoğan'a yönelttikleri eleştirileri, hanesine ay doğmuş gibi sevinçle karşılayan entelijansiyamızdan 'bizim ecnebi aydınlarımız' diye söz ettiğimde bazı arkadaşlarımız (yakın çevremde de varlar) neden rahatsızlık duyarlar acaba?
Obama'ya 'Erdoğan'a karşı sesini yükselt' tavsiyeleri veren zevata ruh ikizleriymişcesine sempati ve şefkat duyanların, şu köşede yayımlanan yazılarımızı allerjik bulmalarında bir gariplik olmasa da, özgürlükler açısından sergiledikleri çifte standardı kendilerine hatırlatmayı boynumuzun borcu biliriz.
Günümüzün iki ruhlu Türkiyesi'ni okumaya çalışırken başvurduğumuz ülkemizin ruhunu idrak etmeye hayatlarını adamış düşünce adamlarımızın 'eskimiş'liğinden dem vurarak, 'ecnebi aydın' nitelemesinin küresel ve liberal dünyalarda bir anlam ifade etmediğini söyleyen arkadaşlarımıza, iletişim disiplini açısından ülkemize dair ileri sürecekleri her fikrin 'yepyeni' olduğunu (öncelikle niyet olarak) kabullenmeye hazırım. Söylediklerinin 'Fikir' olması kaydıyla, 'Ruh hali' değil...
Bu yazının yazılmasına vesile olan ABD'li eski büyükelçilerin iddialarına dönecek olursak, Türkiye'deki ortak ruhi şekillenme açısından şu tespit, bu topraklarda nasıl algılanır acaba?
'Erdoğan aynı Gezi protestolarında yaptığı gibi, son soruşturma olayının da kendisine karşı komplo olduğunu iddia etti. Üstelik muhalefet partilerini ve dış güçleri suçladı, Amerikan büyükelçisini sınır dışı etmekle tehdit etti'
Bu memlekette yaşayanlar, Başbakan Erdoğan'ı sevseler de sevmeseler de, fikirlerine katılsalar da katılmasalar da, yıllardır izlediği politikalara oy verseler de vermeseler de 'seçim yolu'nu dışarda bırakarak yargıdaki gücünü siyasi iradeye eklemlenmek adına 'kullanan' ikinci bir yapılanmanın olduğunu pekala bilmektedirler.
Böyle bir yapılanma olmasaydı eğer, sayın Başbakan'ın hayal gördüğüne inanabilir, Amerikalı eski büyükelçilerin de iddialarını canıgönülden destekleyebilirdik.
Adına 'Paralel devlet' ya da ne derseniz deyin, siyasi iradeyi birilerinin zorladığını 'görmemek, duymamak, söylememek' için kör, sağır ve dilsiz olmak lazım. Üç maymun yani... Bu temel ekseni görüp de, yokmuş gibi davranırsanız ve hükümete alternatif olabilecek stratejilerinizi bu gerçekliği es geçerek hazırlarsanız, seçimler öncesinde siyasi iletişim açısından kusurlu bir sürece adım atmış olursunuz. Çünkü iletişim gerçekler üzerinden yürütüldüğünde başarılı olur.
Türkiye'de 64 yıldır tek başına iktidar olamayanlar, önce askeri darbelere bel bağlamışlardı, sonra Başbakan'ın kısmen de Cumhurbaşkanı'nın rahatsızlığından medet umdular.
'Gitsinler de Türkiye'ye ne olursa olsun!' muhabbeti devreye girdi ardından. Gezi'nin peşine ('Trafikte ambulansın peşine takılma' metaforunu kim bulduysa, helal olsun. Müthişti doğrusu) takılıp yol alabileceklerini sandılar. Şimdilerde Cemaatin açtığı yolun kendilerini iktidara getireceğini sanıyorlar. Görüldüğü gibi 'İktidar için' arkadaşlar ve
bizim 'ecnebi aydınlar'ımız pek çok şeyin peşine takılıyorlar...
Bir tek şey hariç: Milletin... Halkın... Seçmenin...
Kavramlar
İlgili yazılar
- Reçete...
Dün Yeni Şafak farklı bir sayfa düzeniyle yayınlandı… İki tane birinci sayfası vardı… Biçim, içeriğe verilen önemin altını çiziyordu… Okuru karşılayan ilk sayfa, “Ekonominin kurtu…
- Bu iş mahalleden başlamalı…
Türk TV’lerindeki haber ve tartışma programlarını izleyenler acaba nasıl bir dünya ile karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar? Ve başta çocuklar olmak üzere ‘maruz kalanlar’, bu h…
- Kendi değerini üretebilenler kazanacak!..
Yıllar öncesinden dostumuz, sözüne ve özüne güvendiğim iletişim ustalarından Kemal Öztürk kardeşimiz, medya sektöründeki ekonomik daralmayı yalnızca ticari bir sorun olarak değil,…
- ‘Bunlar’ adam olmaz…
Neymiş, İstanbul Havalimanı (İGA) inşa edilirken bir miktar ağacın kesilmesi zorunlu hâle gelmiş… Türkiye’nin tekâmülü, iyiliği adına getirilen her projeye, her yatırıma karşı çık…
