Siz de mi Ercan İnan?..
O bana dünkü yazısında “Sen” diye hitap etmiş.
Ben “Siz” demeyi tercih ediyorum.
Çünkü pek tanışmayız. Tanışsaydık eğer, ya da kitaplarımdan, yazılarımdan, konferanslarımdan, TV programlarımdan bir nebze olsun beni tanısaydı, benden ‘Guru, duayen falan’ diye söz edilmesinden ne kadar haz etmediğimi bilir; dünkü yazısında benimle ilgili “Kendini ‘Guru’ ilan eden birisin” şeklinde bir hitaptan kaçınırdı…
Kendileri bizim yazdıklarımızı okumaya değer bulmamış olabilirler, ancak ben onu yazdıklarından tanırım. Her zaman aklımda, çalıştığı gazetenin çizgisiyle uyumlu, kalemi kuvvetli, konusunda uzman, yiğit, mert, dürüst bir gazeteci olarak yer etmiştir.
O zekâ ve erdem düzeyinde birisinin kalkıp yaptığımız bir espriyi tamamen tersten anlayacağını rüyamda görsem inanmazdım…
***
Demek ki oluyor… Daha çok dikkat etmek lazım… Öğreneceğimiz çok şey var… Ercan Bey’den özür dilemeden önce ‘uyarı’ olarak aldığım dünkü yazısını hatırlamakta yarar var. Okuru bu çerçevede hiç ilgilendirmeyen özel isimleri atarak, özetle buraya alalım:
“İletişim danışmanlığı hizmeti veren Ali Saydam yemeğin sonlarına doğru dört gözle beklediğimiz!!! müjdeyi veriyor.
- Gazeteci arkadaşlara hastanelerde bir indirimimiz olacak ya. Onu da açıklayalım!
Sonra devam ediyor.
- Aslında bu indirim riskli. Çünkü hastaneye gelirler, bir de verilen hizmeti beğenmezlerse vay halimize. Ben olsam bu indirimi vermeyelim derim.
Sanki indirim bekleyen var.
Masada buz gibi hava esiyor. Duyduklarıma inanamıyorum… Masayı terk ediyoruz. Sen bir iletişimcisin. Bu konuda dersler veren, kitaplar yazan, bir de bu işin akademisini açacak kadar iddialı görünen kendini ‘Guru’ ilan eden birisin. Bizleri nasıl rencide ettiğinin farkında mısın Ali Saydam? Vallahi bu yaptığını, bırak yeni mezun bir iletişimci, Ayşen Gruda yapmazdı...”
***
Shakespeare’in ünlü oyunu “Julius Caesar”ın ünlü sahnesi…
Brütüs kamayı saplamış. Sezar inliyor: “Et tu, Brute! Then fall, Caesar.”
Sen de mi Brütüs; o zaman yıkıl Sezar!..
Hissettiğim aynen budur…
O zaman yıkıl Saydam… Çek kuyruğundan gitsin… Değil mi ki tutturmaya çalıştığın ‘mizah kalibrasyonunu’ değer verdiğin bir kişiye geçiremiyorsun, o zaman yazdığın iki iletişim kitabının ne kıymeti var?.. Yak onları Taksim meydanında, git Bozcaada’da balık tut…
Kör kör parmağım gözüne düzeyinde sandığın bir esprin, “Vallahi bu yaptığını, bırak yeni mezun bir iletişimci, Ayşen Gruda yapmazdı...” şeklinde veciz (!) bir reaksiyon alıyorsa, ya da diğerlerine geçmiş olsa da bir kişinin bile böyle bir reaksiyon verebileceğini önden kestiremiyorsan, emeklilik günlerin gelmiş demektir, dostum…
İşte bu öngörüyü hayata geçirmekte acizlik gösterdiğim için özür dilerim Ercan Bey’den… Bir daha sonradan “Bu şakaydı yahu!” diye açıklama yapmak zorunda kalacağım kalibrasyonda hiçbir mizah olayına girmemek üzere kendimi eğiteceğim…
Ve “Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir” adlı kitabımızın ikinci cildinde ele alacağım yeni gaflarıma bir kategori daha ekleyeceğim. Başlığı da “Zekâ ve mizah anlayışı” olacak…
Bu olayı oraya vakalardan biri olarak ekleyeceğimden kimsenin şüphesi olmasın…
Tekrar özür dilerim, Ercan Bey…
Kavramlar
İlgili yazılar
- Bazı aydınların ‘ideolojik’ vicdanı
Dünya, ABD ve İsrail’in attığı her adımın sarsıntısıyla merhametin sesinin kısıldığı karanlık bir dönemeçte… Küresel güç savaşları, birer varoluş mücadelesine dönüşmüş durumda. Bi…
- Bugün seçim olsa…
Araştırma ve danışmanlık şirketi GENAR , 9-12 Nisan tarihlerinde Türkiye geneline yönelik ‘seçim anketi’ yapmış. Soru malum; “Bugün seçim olsa kime oy verirdiniz?..” Sonuçlar şöyl…
- Sarsılmadan, savrulmadan...
Yüz yıllar, giderek 100 yıla sığmaz hâle geldi. Mesela 20.yy içinde olan biten, kendisinden önceki 3 asırda olanlardan kat be kat fazladır... İki dünya savaşı, Sovyetler Birliği’n…
- AK Parti kampı neden önemli?..
Bugün bizce, AK Parti tarihinin en önemli çalışmalarından biri başlıyor. İki gün sürecek 31. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı ’nda yerel seçim sonuçları ve parti çalışmaları…
