İçeriğe geç

Tezviratı bırakıp bir ‘üst dil’ inşa edelim

WhatsApp

Aslında bu tartışma çok sağlıklı… İş hayatında etik meselesi ne kadar gündeme getirirse o kadar iyi… Mesela, iletişim şirketlerinin kaç tanesi çalışanlarının tamamını brüt maaşları üzerinden sigortalıyor; hangilerinin muhasebesi bağımsız uluslar arası denetim kuruluşlarınca denetleniyor; kaç tanesi çalılaşanlarının maaşını asgari ücretten gösterip farkı açıktan zarfla ödüyor, sonra da bunu sonucunda ister istemez oluşan fiktif kâr fazlasını naylon faturalarla kapatıyor; yani Türkiye’deki pek çok sektörün yıllar önce halletmiş olduğu kurumsal vatandaşlık meselelerinin ne kadarını bu iletişim şirketleri çözebilmiş vs… Bütün bunların tartışılması, haksız rekabet yaratan ‘korsan’ların teşhir edilmeleri, bu sektörün de ‘temizlenmesi’ herkese ‘iyi’ gelir…

Bu temel unsurların yanı sıra tabii ki şu da açıkça tartışılmalı: Medyada yazı yazma gücünü eline geçirmiş, böyle bir fırsat elde etmiş bir ‘uzman’, bu ayrıcalığını kendisinin ve/veya şirketinin çıkarları için kullanabilir mi? Açık yüreklilikle teslim etmeliyim ki, bu tehlike her zaman için geçerlidir… Toplumsal hayatımız yetki tecavüzleri ve suistimalleri ile dolu değil mi? Dolu… O halde mesele de tartışmaya açık olmalı… Olmalı da, nereye kadar olmalı?.. Konuyu tartışanlar nerede nasıl durmaları gerektiğini bilmeliler mi, yoksa kör tuttuğunu öpmeli mi?..

Kabak tadı

Böyle bakıldığında işin bir miktar kabak tadı verdiğini söylemek mümkündür... İstanbul’dan tramvaylar kalktı, yerine ‘raylı sistem’ kondu, şu ‘danışmanların ve uzmanların gazete ve dergilerde yazma’ meselesi bitmedi… Aslında diğer branşlar için bitti de, iletişimciler için bitemiyor bir türlü…

Aşağıda değineceğim mesele, esas itibariyle benim tamamen dışımdadır… Üzerime alınmak için bir neden görünmüyor ortada. 60 yaşımı geçtim… Bu sektör çok şey kazandırdı bana: Halkla İlişkiler, danışmanlık, tasarım, yayıncılık şirketlerinin yanı sıra Türkiye’de bir ilki daha hayata geçirmek bendenize nasip oldu: Bersay İletişim Enstitüsü ve İş İletişimi Danışmanlığı Grubunun oluşumu… Yüzden fazla müşteriye hizmet veren yüzden fazla birinci sınıf iş arkadaşı…

Düşlediğim çok şeye ulaştım çok şükür. Belki itirazım çok, ancak ihtirasım pek yok…

Şimdi bir itirazımı dile getirmek istiyorum…

Bir panelin ardından

Geçen ay Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD) bir toplantı düzenlemiş. TÜHİD’in web sitesinde toplantıya katılanların toplu fotoğrafları da var. Ayrıca sahnede, üyesi olduğum iki kuruluşun başkanları var: TÜHİD’in Başkanı FügenToksü ve İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği İDA’nın Başkanı Necla Zarakol

Web sitesinde ayrıca panelin özeti de verilmiş. Bir yerinde deniyor ki:

“Hem iletişim danışmanlığı yapıp, hem de gazetelerde, dergilerde yazı yazanların ‘haksız rekabete’ yol açtığından bahsedildi... Gazeteciler de iletişimciler de aslında ‘bunun tasvip edilmeyecek’ bir nokta olduğunu, etik olmadığını vurguladılar...”

Çok net değil mi?

Sükût ikrardan gelir

Duyduğuma göre benim Başkanlarım da seslerini çıkarmamışlar… Zımnen kabul yani… Salondan biri kalkıp ismimi zikrediyor. Yine ses yok. Kalkıp karşı fikir söyleyen yok. Fikir yok da mı söylenmiyor, yoksa var da mı söylenemiyor belli değil… İtiraz yok, galiba ihtiras çok…

Müphemiyet kimin ne işine yarar ki? Sanırım sadece tezvirat sahiplerinin… Buyursun arkadaşlar fikirleri varsa bu sütunlarda dile getirsinler... Adam gibi, kanıta dayalı tartışalım konuyu…

Bu düzeysizliğe muhatap olmak, insanın gücüne gidiyor.

Gelin görüşlerinizi, panel çerçevesinden çıkartıp eleştirilerinizi bu sayfada yayımlayalım. Yukarıdaki cümlenin altına imza atanlar, en azından susmak, tekzip etmemek suretiyle bu cümleye katılanlar, adım dile getirildiğinde seslerini çıkarmayanlar; kısaca o toplantının o bölümünde susmuş olanlar, acaba gelip değerli görüşlerini burada ifade etmek istemezler mi?

Diğer sektörler ne durumda?

Kliniği olan, muayenehanesi olan, üniversitede ders veren tıp uzmanları gazetede uzmanlık yazıları yazmıyor mu? Yazıyor. Onlar için de aynı durum geçerli değil mi? Geçerli… Aksi düşünülemez zaten. Kim yazacak yoksa tıp konusunu? Haberciler mi? Magazinciler mi?.. Yok, yok uzmanlar yazmalı…

Psikoloji, diyet meseleleri falan ne olacak? Uzmanlarına yazdıracağız tabii ki… Bunların muayenehanelerinin bulunması falan herhangi bir engel teşkil eder mi? Hayır etmez. Kim yazacak bu yazıları? Ekonomi muhabirleri mi? Gelişmiş ülkelerin gelişmiş medya sektörlerinde olduğu gibi, bunları yazacak kalemleri medya tam zamanlı istihdam edebilecek durumda mı? Hayır değil…

Peki, hukuk ve iktisat konularını kim yazacak? Tabii ki uzmanları. Yani uygulamanın içinde olan kişiler… Nitekim de öyle. Onlar yazıyor. Hem dışarıda, pratik uygulamanın içinde işleri var; hem de oradan yola çıkarak yorum yazıyorlar. Yoksa nasıl uzman olacaklar? Sadece gazetede yazı yazarak mı? Öyle olursa, sektörden kopup, körelir kalırlar… Peki, hukuk ve ekonomi alanındaki sektör ne diyor bunlara? Pek bir şey demiyor.

Eğitim alanında nedir durum? Özel dershane uzmanlarının köşeleri var mı? Var… Başka nasıl olacaktı? Sektörün itirazı var mı? Yok…

Peki, bütün bu uzmanlar gazete ve dergilerdeki köşelerini kullanarak kendilerine menfaat sağlamazlar mı, etik bir sorun yok mu ortada? Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu sorunla her zaman karşılaşabiliriz.

Üç adrese hakaret

Meseleyi irdelemeden bodoslamadan yargı cümleleri kurmak, en azından üç adrese giden ağır hakarettir:

Bir: Uzmanın yazdığı veya TV programı yaptığı kuruluşların yöneticilerine. İki: Bu uzmanlardan hizmet alan firmaların genel müdürleri ve ilgili birim sorumlularına… Üç: Kamu vicdanına…

Bu sorumlu ve yetkili insanlar gaflet içindeler mi?.. Medya yöneticileri, uzman gazetecilerin erdemsiz ve etik dışı davranışlarını görecek ve göz yumacaklar; kurumsal iletişim direktörleri de kendileriyle ilgili iki olumsuz yazı yazmasın, ya da bir iki olumlu yorum yazsın diye o uzmanlara iş verecekler. Kamu vicdanı da bu densizlik karşısında tepkisiz kalacak. Olacak iş mi?..

Bütün bu üst düzey yöneticiler görmeyecekler bu durumu, nasırına basıldığı için panelde kalkıp bozuk asabına su serpmeye çalışan hanımefendi görecek ve hem medyayı kurtaracak bu musibetten hem de sektörü… Pes doğrusu…

Bu tartışma neden sürüyor

Peki, tüm diğer sektörlerde bu konuda ciddi itiraz sesleri yükselmezken, iletişim alanında o da kelam eden mevcuttaki sadece 4-5 kişiyle ilgili mırın kırın edilmesinin, “etik mi değil mi” tartışmasının hâlâ sürmesinin nedeni ne ola ki? Seçenekleri şöyle sıralayabilir miyiz?

1. İletişim, bir uzmanlık alanı(!) değildir. Herkes bu konuda ahkâm(!) kesebilir. Bu nedenle de uzmana falan gerek yoktur, reklam departmanının kontrolünde üniversiteyi yeni bitirmiş bir muhabir arkadaş bu işi rahatlıkla ‘takip edebilir’.

2. İletişim alanında 4 milyar dolardan fazla para dönmektedir. Yakın zamana kadar bu ciroların nasıl nereye harcandığını müşteri dışında kimse sorgulamıyordu. Alan da memnundu satan da. Nereden çıktı bu müzahrefat(!)? Üstelik iletişim hizmeti alan da bunları okuyup etkileniyor…

3. İş iletişiminin ‘lafını’ edebiliriz ancak aslolan yaratıcılıktır… İletişim harcamalarının geri dönüşü ölçülemez(!), ölçülürse ‘patronun dışında’ kimsenin işine(!) gelmez. Yaratıcılığı eleştirip tartışmak kimsenin(!) haddine düşmez. Reklamın yaratıcılıkla alakası olmadığını, işin içinde para ve satış olduğu sürece yaratıcılığın ancak kullanılabilen bir araç olduğunu, sonuçlara bakılıp karar verilmesini iddia edenler yanlış düşünmektedir(!)…

Abuklukları konusunda birbirleriyle yarışan bu seçenekleri çoğaltarak sıralamak işten bile değildir…

Aklı selim ne diyor?

Peki, konuya aklı selim yaklaşıldığı zaman nereye varılır?

1. İçlerinden üç beş tanesi hariç tamamına yakını ücretsiz, kadrosuz, sözleşmesiz, sigortasız eleman çalıştırmakta olan medya, maddi açıdan zayıftır. Bu yüzden insan kaynaklarına adam gibi yatırım yapmamaktadır.

2. Kendi bünyelerinde bu nitelikte elemanlar yetiştirmesi olanaksız olan medya, ekonomi, sağlık, eğitim, hukuk, iletişim gibi derinlik, tecrübe ve uzmanlık gerektiren alanlarda serbest piyasada iş yapan, kendisini kanıtlamış ustaları ikame edememektedir. Bir gün medya, batıdaki gibi ayda onbinlerce Euro ödeyecek hale gelirse, o zaman hayatlarını esas olarak gazetecilik dışındaki işlerden kazanan Osman Müftüoğlu (tıp), Zeynep Göğüş (AB konuları), Deniz Gökçe (finans, ekonomi, spor), Ege Cansen (ekonomi), Sait Gürsoy (eğitim), Güngör Uras (ekonomi, gastronomi), Mahfi Eğilmez (finans), Soli Özel (dış politika), Gülse Birsel (magazin), Yankı Yazgan (psikoloji), Ali Atıf Bir, Günseli Ocakoğlu, Fatoş Karahasan ve bendenizi (iletişim), M. Ali Birand, Can Dündar, Gani Müjde ve aklınıza gelebilecek bütün hekim ve üniversite hocalarını, işlerinden koparıp tam zamanlı (fulltime) medyada çalıştırma konusunu gündeme getirebilir… (TV programcısı Oprah Winfrey’in ABD’de yılda 250 milyon doların üzerinde kazandığı söylenir.)

O tarihe kadar, kim denetleyecek ilişkileri? Yarası olup gocunanlar, kıskançlıktan çatlayanlar mı, yoksa medyanın üst yönetimi, sektörlerin STK’ları, bu uzmanlar iş verenler ve hepsinden önemlisi kamu vicdanı mı? Tabii ki hepsi birden…

3. Hal böyleyken iletişim konularında etik meselesini gündeme getirmek ve bir de o alandaki insanların adını ağza almak, eğer ortada kanıt yoksa insanı müfteri durumuna düşürür. Üyesi olduğum iki kuruluşun Başkanlarının orada bulunup susmalarının, ‘sükût ikrardan gelir’ ilkesinden kaynaklandığını düşünmek istemem… Onlar medyadaki tüm örneklerin etik olarak değerlendirildiğini, sadece ‘körün tuttuğunu öpmesine’ izin vermemeye çalışan iletişim yazarlarının ‘sorunlu’ olduğunu düşünüyorlarsa o zaman harekete geçmeleri, üyeleri arasındaki bu tür örnekleri ya aralarından atmaları ya da raconu doğru keserek bu insanları ‘şaibeden’ kurtarmaları gerekir…

Bekliyorum…

Diğer sektörden uzmanların medyada boy göstermelerine seslerini çıkarmayanların, iletişimcileri eleştirmeleri ve böylece bir çifte standardın içine düşmelerinin sadece ‘kıskançlıktan’ kaynaklandığını düşünmek istemiyorum. Onlar büyük olasılıkla diğer sektördeki arkadaşları uzman olarak görmekte, öte yandan iletişim mesleğini ve dolayısıyla kendilerini uzmanlık dışında mütalaa etmekte, aslında kendilerini ve mesleklerini küçümsemektedirler…

Hem onları, hem sevgili Başkanlarımı, hem de salonu boş bulmuş iddia sahiplerini bekliyorum…

Ne adına? Bu sektörün ‘üst dilini’ inşa edebilmek adına…

Kavramlar

İlgili yazılar