İçeriğe geç

Türkiye’ye kimse diz çöktüremeyecek…

WhatsApp

Başkente beş ay içinde üç saldırı yapılıyor. Terörün hedefi Ankara. Türkiye Cumhuriyeti'nin merkezi. Türk halkı korkutulup sindirilmek isteniyor. Ya da tahrik edilmek. Devlete dikte edilmek istenen koşullara boyun eğilmesi bekleniyor…

Bunda kimin çıkarı varsa, terörün arkasında o var demektir…

Hem Suriye ile en uzun sınıra sahip olan ülke olarak Güney'imizdeki büyük savaşın ve hem de Güneydoğu'daki PKK terörünü ortadan kaldırmak için verilen mücadelenin Türkiye'ye nasıl yansıdığı sorusunun yanıtıdır bu 3 büyük saldırı.

Bu nedenle ve bir önceki Merasim Sokak'taki askeri araçlara yapılan terör saldırısına bakarak, yine PKK bağlantılı TAK'tan, Suriye'deki küresel savaşın sahadaki aktörlerinden hareketle yabancı istihbarat örgütlerinin aksiyonlarından, terör ihraç edenlerden ve hem de bizzat DAEŞ'ten şüphelenmek durumundayız.

Ortadoğu haritasını değiştirmek isteyen ve bu amaçla Suriye'de varlık gösteren güçler ile Türkiye Cumhuriyeti'ne gözdağı vermek isteyen güçler arasındaki mesafenin yakınlığını aramızda bilmeyenimiz yok. Türkiye'yi yöneten iradeye diyorlar ki: Sen terörle ve mültecilerle uğraş. Çileyi sen çek. Biz burada işimize bakalım. Suriye'nin kuzeyinde kuracağımız bandı gerçekleştirip Türkiye'nin Güney'le temasını keselim.

Türkiye'nin çok zorlu dönemlerden geçmekte olduğunun hâlâ bilincinde olmayan ve devleti acze düşürmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürenlerin sahnelenmekte olan provokasyonları anlamamakta direneceklerinden de kimsenin kuşkusu olmasın.

Ankara'daki terör saldırısını lanetlerken bir yandan da “Erdoğan'la istikrar da olmaz, barış da!” diye tweet atan gazetecilerimiz ve sonra da birlik ve beraberlik bahsinde dünyaya örnek olan Fransızlara hayranlıklarını sunan ecnebî aydınlarımızın aymazlıklarıyla, Türkiye Cumhuriyeti'ni tehdit edenlerin aynı saflarda olması insanı şaşırtmıyor artık.

ABD ve Rusya'nın Suriye'de desteklediği PKK uzantısı örgütleri 'terör örgütü' saymayan bir grup akademisyenin duruş ve tavırlarına da kimsecikler şaşırmıyor. Batı, onlarla birlikte hareket etmeye devam edecek. Ancak halkımızın ve PKK'nın kendi sahnesinin içine çekemediği Kürt halkının, olup bitenleri gayet net olarak gördüğünden de kimsenin şüphesi olmasın.

Buradan çıkış yolu sadece ve sadece iki yoldan geçer: Biri kamu düzenini sağlamak, diğeri kamuoyunu, kamu vicdanını, milli iradeyi harekete geçirecek iletişim çalışmalarını hızlandırmak…

Devletimizin yapması gereken, bu gerçekleri dünyaya daha etkili araçlarla anlatmaya devam etmek, tüm dünyaya son derece nitelikli yayın yapan TRT World'ün (Digiturk 142) önünü iyice açıp, olanaklarını artırmak ve soğukkanlılığımızı kaybetmeden devreye sokulmuş olan kriz iletişimi stratejilerini hakkıyla uygulamaktır.

Bu noktada iletişim dünyasının tartıştığı bir konuyu Türkiye'nin de ele alması zamanı çoktan gelmiştir ve geçmektedir. Akademik olarak bakıldığında Kamu Diplomasisi sadece yurt dışındaki, yabancı ülkelerdeki halklar nezdinde algılamanın yönetilmesini amaçlar... Ancak başta ABD olmak üzere bütün gelişmiş ülkelerde Kamu Diplomasisi organizasyonları, benzer hedefteki iletişim çalışmalarını içeriye yönelik olarak da kullanırlar…

Buna en iyi örneklerden biri olarak, ABD'nin her iki Irak operasyonu sırasında ABD halkının %80'lere varan kahir çoğunluğunun ordunun müdahalesini onaylamasını sağlaması gösterilir.

Türkiye, terör konusunda ülke çapında ve komşularından başlayarak ittifak kurduğu ve kurmaya çalıştığı ülkelerde hangi stratejik iletişim modelini ve Kamu Diplomasisi planını uygulamaktadır?

Keşke bilsem de size de anlatsam. Hepimizin içi rahatlasa… Çünkü stratejik iletişim, algıları; algılar davranışları etkiler. Davranışların değişmesi ise ülkeyi stratejik hedeflere götürür…

Her şeye rağmen Türkiye, tarihçi A. Toynbee'nin tespit ettiği gibi, yaptıkları planlarda tüm kötü niyetli plan sahiplerini her zaman olduğu gibi yine yanıltacaktır…

Kavramlar

İlgili yazılar